18 Kasım 2011 Cuma

G.te Giren Kazıklar...

ya böyle sanki bi direğe bağlamışlar gibi ipimi. uçurtma olmak istiyorum, balon olmak istiyorum. atıyorum kendimi ileriye, salınayım özgürce diyorum.

gözlerimi kapatıyorum bi an. sanki uçuyorum hakkaten. özgürüm, gidiyorum boşluğa.

ama gözlerimi açınca bi bakıyorum ki, direkten sadece bir metre ötede sallanıp duruyorum...

işte ben o direğin amına koyiiimmmmm.

4 Ekim 2011 Salı

zaman.

zaman geçiyor be hey bunu okuyan arkadaşım.

insanların hayatında bir sürü olay oluyor. benim babam ölüyordu mesela. senin haberin yoktu/vardı. umrunda oldu/olmadı.

şair burada herkesin derdinin kendi g.tüne girdiğine sesleniyor.. üzerinize alınmayın.

benim babam bir kere öle yazmıştı, kör ola yazmıştım. ikinci oldu, hala yaşıyor. miyop oldum. az daha kör oluyordum. Cisimler hala görünüyor gözümde, nesneler anlam ifade ediyor. ölmedim, yırttım.

blog benim kişisel blogum, o yüzden gönderme derdinde değilim de kimseye. beddualar kimlerde acı yaratmış, kimlerde yaratmamış tartışmasına girmeyeceğim. ama selam çakmak açısından şunu iletmek istiyorum: o kadar mükemmelim ki pembe minik kalpler s.çıyorum ve tuvalet leylak kokuyor, düşün artık..

kabuslarda görüşmek üzere.

30 Eylül 2011 Cuma

potasyum sülfat hesabı.

  deli cevat'tan gelsin:

"eğer birini seviyorsan,
onu serbest bırak,
dönerse delidir, dönmezse normaldir.
ve bu amına kodumun normalleri adamda konsantre bırakmaz.
ve yaşamak bir orman gibi höykürerek,
ve bir at balgamı bir potasyum sülfat hesabı.
di mi lan benjamin?"

29 Eylül 2011 Perşembe

düt!

çekilin yolumdan! acemi şöför geliyor.

süre süre öğrenilir ya araba, hayatı da öyle öğreniyorum ben. ya da yok, öğrenmiyorum. hatalarımdan ders çıkarmak yerine, hatalarımın beni değiştirmesine izin vermemeyi deniyorum. hata yapıyor olsam da bu benim işte. düşündüğüm gibi, istediğim gibi yaşıyorum. böyle mutlu oluyorum. sonucu kötü oluyor diye kendimi değiştirsem artık kendim olamicam. o zaman zaten anlamı yok.

öyle de böyle de farketmez. çekilin yolumdan uleyn!

yine güzeliz, yine çiçeğiz efenim.
öpücüklerimle bildiriyorum.
sincerelery yours, dumanaltı

25 Eylül 2011 Pazar

sorunlu hatun paratonerliği

nedendir, niyedir bilmem ama durum böyle.
epey düşünüp kafa yordum "ulan niye böyle oluyor, sorunlu hatunlara kaptırıyorum kendimi?" diye. değişik değişik cevaplar buluyorum ama kestiremiyorum tam olarak sebebinin ne olduğunu.

belki ben de sorunluyum ve "hacı hacıyı mekkede" olayı cereyan ediyor.
belki normal hatunlar fazla normal olduğu için ilginç gelmiyor.
belki içimde bir psikolog var.
belki belki belki...

sonuçta sorunlu hatunları buluyorum, körkütük aşık oluyorum ve her şeyimi veriyorum. bi müddet sonra da dönüp dolaşıp rektal yoldan bana monte oluyor bütün yaptıklarım. üzülüp duruyorum kendi kendime.

değerli dumanaltı takipçileri. sorunlu musunuz? kendinizi bu dünyada yapayalnız mı hissediyorsunuz? kimse anlamıyor mu sizi? bütün bu sorulara cevabınız evetse ve bacak aranızdan penis sallanmıyorsa hemen 444DELİ numarasını arayın beni sipariş edin. üstelik ilk yarım saat içinde sipariş verenlere şimşir tarak ücretsiz!

öperim gıdınızdan.

23 Eylül 2011 Cuma

mikimden aşşaa disneyland

acı çekmek isteseydim kebapçıya gider adana söylerdim. biraz da kendini düşünmenin zamanı geldi sanırım.

şimdi dertleri alkolle öldürme zamanı. alkol mikrobu kırar, güzellikler kalır geriye.

ünlü düşünür elvan dalton'un da belirttiği gibi "açın kızlar arayı salıyom kobrayı varooooo"


herkeze bol neşeli octoberfest'ler efenim.

sincerely yours;
dumanaltı

22 Eylül 2011 Perşembe

ekinoks

23 eylülün gelişi bugün belli oldu. gök yarıldı, temizlemeye çalışıyor yağmurlarla kirlerimizi.

ruh halim ve ekinoks karşılaştırması üzerinen edebiyat mı patlatsam acaba? yok yok, çok fazla uzar o zaman, üşenirim şimdi yazmaya.


özet geçelim öyleyse... (özet geç piç mottosunu aklına getirenin ağzına kürekle vururum! Ömründe bir karıncayı bile incitmemiş olan ben, Dumanaltı usta, hiç düşünmeden çeker vururum küreği. Anlıyor musun? Vururum ve dönüp arkama bakmam bile.)

araya da nota sıkıştıralım:


Hiç bir şeyi senin kadar istemedim ama yetmiyor.
Ne kadar istesem de gözlerimdeki resmin gitmiyor.
Yağmurlar içime içime yağıyor içimdeki kuraklık bitmiyor.
Bitmez sandığım yollar aynı çıkmazda tükeniyor.
Çünkü yoksun. Gelmiyorsun.
Bir çığ gibi büyüyorsun...
Aşk bu mu?
Aşk acı mı? Acıtr mı? İncitir mi?
Aşk bunu bana yapmaya mecbur mu?

21 Eylül 2011 Çarşamba

adını koyamamak tek sorun.

sigaradan son nefesi alıyordum. dudaklarım dudaklarına yaklaşıyordu, paylaşıyorduk o son dumanı. soluğun ciğerlerime işliyordu. belki de başımı döndüren buydu. parmaklarımız dolaşıyordu tenlerimizin üzerinde; incitmekten korkuyormuş gibi hafif ve sakin. sanki ruhlarımız sevişiyordu.

20 Eylül 2011 Salı

saçmalamaca..

deliydim,

kuyuya bir taş attım
tık dedi....

samara çıktı:
-kızım evde yok! dedi
rööh höööh

19 Eylül 2011 Pazartesi

aşağıpötürge kasabasına hoşgeldiniz : nüfus: 1 - rakım: 1500

mevzular yuvarlak olsaydı keşke. neresinden tutup neresinden anlatmaya başlayacağımız daha az önem arzerderdi böylece.

ama gel gör ki köşeli işte.

ve sorun da bu aslında. mesela; insan sehpanın sivri köşelerine çarpınca dizini çok pis sızlıyor. ironiden farklı olarak ise burada sızlayan kısım diz yerine kalp.

tek taraflı sevmenin acısını bulgurla ve kıymayla yoğursak güzel bir çiğ köfte olur muydu acaba? zehir gibi!. buzlu rakılarda dindirmeye çalışırdık dilimizin acısını.

ve meze yapabilirdik hatıraları.

genesis..

"ikra. bismirabbikellezi alak"

haydi bakalım, okuyalım, yazalım. içimi kusacağım buraya. çıkan bezelyelerden kalp falan çizmek serbest.

başlayalım!